Deli İsmail( Nam-ıdiğer Cüneyt ARKIN

Deli İsmail( Nam-ıdiğer Cüneyt ARKIN

Bu güne kadar deliler üzerine çok şeyler yazıldı çizildi. Şehirlerin ruhu, memleketlerin simgesi olmasından tutun da insanlığın, vicdanın ve merhametin sesi olmalarına kadar. Tiyatro sahnelerinde, sinema perdelerinde bir karakter çizildi. Tuhaf kıyafetler giydirildi, başlarına huni konuldu. Ama öyle biri vardı ki Elazığ sokaklarında, kabanını hariç tutarsak ne kıyafeti tuhaftı ne de başında huni vardı.

Bilhassa gençlik yıllarında deyim yerindeyse ‘’artist’’ görünümüne çok dikkat ederdi. Kırmızı kazak üzerine çekerdi siyah deri montu. Saçlarıysa Michael Jackson’ın saçları gibi  uzundu. Beklenmedik bir anda çıkardı karşınıza ve haykırırdı ‘’ ben Cüneyt Arkın’ım!’’ diye. İşte bu yüzden lakabı hep ‘’Cüneyt’’ oldu ve bazı yerlerde ‘’deli Cüneyt’’ olarak da tanındı İsmail.

Zafranlıydı. Sabah erkenden kalkar çarşının yolunu tutardı. Bütün mahalleleri gezerdi. Esnaf onu çok sever hep dükkânına davet ederdi. O ise ekmeğini taştan çıkarırdı. Bir gün Yenimahalle’de bir gün Üniversite Mahallesinde birinin bahçesinde odun kırardı. Ev sahipleri de onun karnını doyurur ‘’İsmail bir tane ya hu’’ derlerdi.

Bir kaban düşünün. Astarını aklınıza gelen gelmeyen her şeyle doldurun. Acaba ne kadar şişer? Abartmıyorum o en az üç valiz kadar şişirebiliyordu. Ve o kabanı bir kaplumbağa misali taşırdı sırtında. Sırtında onu taşırken biraz eğilirdi  kollarını olabildiğince açardı İsmail.

Gençti, yakışıklıydı. Mahallenin kızlarına âşık olurdu. Mısralar dizerdi onlara. Aşık oldum boyuna posuna, ne olur al beni…

Bir gün evlenme teklif etmiş bir bayana. Bayan: ‘’git başımdan’’ diye tepki verince İsmail: ‘’ ama bak sahan kola alırım aaa’’ diye ikna etmeye çalışmış.

Çocukların da ilgisini hep çekmiştir İsmail. Ben Murat İlkokulunda okurken okul bahçesinin duvarına yaklaşırdı. Hemen etrafına yanaşırdık. Düşünüyorum da acaba özel bir tiyatronun palyaço oyuncusu da gelse o kadar ilgi toplayabilir miydi? Sanmıyorum. Çünkü İsmail doğaldı. Bir şeyler anlatırdı. Cebinden genç bir kıza ait vesikalık bir resim çıkarıp sırıta sırıta sorardı: ‘’bu güzel gız kim?’’ diye.

Hiç unutmuyorum bir gün yaklaştı yine okul bahçesinin duvarına. Bir çocuk heyecanlı heyecanlı yaklaştı. Çocuğun ‘’ Vay İsmail sen hoş gelmişsin’’ demesiyle İsmail’in ‘’tüh’’ diye çocuğun yüzüne tükürmesi bir oldu. Güler misin ağlar mısın?

Hatta bir gün okul bahçesine de girdi. Kimisi kaçıyor kimisi sohbet etmek için yanına yaklaşıyordu. Acaba neden yapmıştı bunu? Bir öğretmenin kulağına gitmiş olacak ki tam binaya girecekken çıktı öğretmen karşısına. Ne istediğini sordu. İsmail ‘’Amcamın torununa baktım. Burada mı?’’ diye sordu. Öğretmen onun okulunun bu okul olmadığını, onun başka okulda olduğunu söyleyince ‘’kız torunu amcamın, küçük olan’’ dedi İsmail. Öğretmen bu okul olmadığında ısrar edince sakin sakin gitmişti.

 Annelerin 5-6 yaşındaki çocukları korkutması için birebirdi İsmail. Çocuk gitmemesi gereken bir yere gitmeye çalışınca anneler çocukları ‘’orada İsmail orada’’ diyince çocuk süt dökmüş kediye dönerdi bir anda.

Çok bir zararı yoktu aslında. Ancak çocuklar sürekli ona baktığı zaman rahatsız olurdu. Taşlamaya başlardı onları. Hoş gerçi bir keresinde Hacı Remzi Camii’nin orada ateş yakarken onu seyretmeme sinirlendiği için bana fırlattığı taş bir kavak ağacına değil de bana isabet ettirseydi bu gün bu yazıyı yazar mıydım? Bilmiyorum.

Nailbey mahallesinde bir bayan kuaförünün önünden geçiyorum bir gün. Kapıyı kapatmışlar, içerden hafif çığlık sesleri geliyor. Kapıda bizimki. Elinde üç-beş gazete parçası, yine o gülümsemesiyle ‘’kitap gettim sizeee’’ diyor. Derken kapı açılıyor. Bir bayan teşekkür edip kâğıtları alıyor. O da oradan sessizce mutlu bir şekilde ayrılıyor.

Kambersiz düğün olmaz tabi. Ama İsmail ’siz hiç olmaz. Eskiden sokakta yemekli düğünler olurdu ya. İşte oda gelir nasiplenirdi orada.

Facebook’un hayatımıza ilk girdiği günlerden bir gün bir video görüyorum. O da ne? İsmail türkü söylüyor. Geçti dost kervanı eyleme beni. Yorum yapmış bir hemşehrimiz. Günün birinde sırtına közde pişmiş patlıcan fırlattığını anlatıyor hemşehrimiz. Hak ettiğini de itiraf ediyor

Üniversite hayatı, iş hayatı derken farklı şehirlerde farklı deliler gördüm. Ama nedendir bilinmez, 3 valiz büyüklüğündeki kabanı sırtında yürüyerek, kendine has gülüşüyle ‘’gakko nedisin gakko, İsmail seni çok sevi’’ diyen Cüneyt Arkın’ın yeri hep ayrıdır bende. Ve inanıyorum ki deliler arasında bir film çekilse hiç tereddütsüz İsmail başrol oyuncusu olur. En azından benim gönlümde.

10.03.2015

Yorum Yaz

Doğrulama Kodu
Yorumlar

ÖNE ÇIKAN GALERİLER

ÖNE ÇIKAN VİDEOLAR

Elazığ Fm 23, Radyo Hazar ve Radyo Kulüp dinle!

EDİTÖR SEÇİMİ

SON DAKİKA

Haber Scripti: Medya İnternet | Hosting Yer Sağlayıcı: MiTelekom