VATAN İÇİN YAŞAYABİLMEK

VATAN İÇİN YAŞAYABİLMEK

Çok sevdiğim bir yazar ve şair olan Yavuz Bülent BAKİLER ’in kendi anılarını yazdığı bir kitabında okumuştum. Yıl 1955. Ankara’da üniversite okuyan öğrenciler kendi aralarında bir ‘’Kahramanlık Günü’’ düzenliyorlar. Etkinliğin yapıldığı salonda dönemin Milli Eğitim Bakanı Tevfik İleri’de bulunuyor. Bu kahramanlık gününde gençler kürsüye çıkıp vatan üzerine, bayrak üzerine şiirler okuyorlar. Konuşmalar yapıyorlar. Gençlerin boğazlarındaki damarlar bir parmak kalınlığında kabarıyor. Derken kürsüye bakan Tevfik İleri çıkıyor. İleri, gayet sakin bir üslupla, birazda hüzünlü bir ses tonuyla konuşma yapan gençlere önce teşekkür ediyor. Bakan oradaki gençlere geçen hafta Çanakkale’de olduğundan ve Çanakkale Savaşlarının yapıldığı alana gitmeden önce bir köye davet edildiğini söylüyor. Köylüler bakana son 8-10 yılda köylerini bir selin bastığını ve bu selin köydeki davar, mal, mülk ne var ne yoksa alıp götürdüğünü söylüyorlar ve hükümetten buna bir çare istiyorlar. Bakan bu selin neden daha eski değil de sadece son 10 yılda zarar verdiğini sorunca köylüler o can alıcı cevabı veriyorlar. ‘’Muhterem bakan, eskiden şu arkanızdaki dağlar ormanlıktı. Sel sularını önce o ormanın ağaçları tutardı. Sel suları o dağlardan emile emile köyümüze inerdi. Yüksekliği bir-iki karış ya olurdu ya olmazdı. Ama şimdi hiçbir engelle karşılaşmadan köyümüze geliyor ve önüne kattığını alıp götürüyor’’ diyorlar. Derken bakan devam ediyor konuşmasına. Daha sonra savaşın yapıldığı tabyalarda yine bu vatan için canını seve seve vereceğini söyleyen üniversite öğrencileri ile karşılaştığını, onlarla bu konuda konuşurken aklına o köyün geldiğini ve oradaki öğrencilere ‘’bu vatan için hanginiz bir fidan dikti’’ diye sorduğunu ve gençlerden hiçbirinden cevap gelmediğini gençlere anlatıyor bakan.

Yeniden bir 18 Mart Çanakkale Zafer’inin yıldönümü arifesindeyiz. Yeniden sosyal medyada kahramanlık şiirleri, Çanakkale geçilmez fotoğrafları paylaşıp dururken aklıma hep Bakiler’ in anlattığı bu satırlar geliyor. Vatan için tıpkı Çanakkale’deki atalarımız gibi canını seve verebilecek olan bizler, gerçekten de bu vatan için yaşamasını biliyor muyuz diye düşünüyorum. Sahi ben de ekmiş miydim acaba bir fidan?

Daha bunların cevabını bulmadan aklıma memleketim Elazığ geliyor. Düşünüyorum Balakgazi’de çay içerken karşımda gördüğüm o çıplak dağları. Kıyaslıyorum Manisa’da, İzmir’de, Bursa’da gördüğüm dağlarla memleketimin dağlarını. Acaba hangi dağlar daha fazla huzur veriyor? İlkokulda öğrendiğimiz o şarkıdaki gibi gidilip de derdin unutulduğu o dağlar derim elbette. Derken ‘’neden?’’ diye soruyorum kendi kendime. Kitaplar hep ormanların, ağaçların erozyonu önlediğini yazıp duruyor. Acaba Elazığ’ımızın toprakları erozyona layık da ondan mı? Kitaplar yine yazıp durdu yetişkin bir çam ağacının bir saatte kırk kişinin havaya verdiği karbondioksiti yine bir saatte oksijene çevirdiğini. Acaba şehrim insanı mı oksijene layık değil? Haydi, geçtim hepsini ormanların küresel ısınmayı önlediğini yazan kitaplar mı acaba Elazığ’ı bundan muaf tuttu. Hayır. Ne toprağımız erozyona layık ne de insanımız oksijensizliğe. 

Ama görüyorum ki belli başlı ağaçlandırma çalışmaları yapılan bölgeler dışında durum pek de iç açıcı değil. Şehrin merkezinden görünen dağlar hala çıplak. Yerel ve genel seçimler oluyor. Adaylarımız hep şehrin park sorunundan, trafik sorunundan ya da işsizlikten veya sanayileşme sorunundan hep bahsedip duruyorlar. Ama gönlüm ister ki biraz da ormansızlıktan bahsedilsin. Çünkü ormanlar insanlara eğlenme, dinlenme boş zamanlarını değerlendirme imkânı tanıyarak ruh ve beden sağlığı üzerinde olumlu etkiler yapar. Düşünün. Hangimiz en basiti mesire yerinde stres atmıyoruz ki? Çevre kirliliği, gürültü kirliliği var deyip duruyoruz ama ormanların gürültüyü emdiğini ve de hava kirliliğine birebir geldiğini hep unutuyoruz. Sanayiydi işsizlikti derken boya, kozmetik vb sanayinin hammaddelerinin ormanlardaki ağaç ve köklerinden elde edildiğini ve de ormanların, orman içinde ve dışında yaşayan birçok insana iş imkânı sağladığını ise yine düşünemiyoruz.

Naçizane Bir Fikir

Meğerse Peygamber Efendimiz (S.A.V) ‘’Kıyametin kopma anında dahi olsa elinizdeki fidanı dikin ‘’ derken çok haklıymış. Ama peki ne yapılabiliriz diye şöyle bir düşündüm. Madem paranın her şeyi yönettiği bir devirde yaşıyoruz. Madem devir sponsor olma devri. Öyleyse şehrin dağları doğu, batı, kuzey ve güney diye 4 parça halinde düşünüp her ormana ayrı bir sponsor bulabiliriz. Yeni yapılacak ormana belki bir beyaz eşya mağazasının belki bir turizm şirketinin adını tıpkı stadyumlara verir gibi ihale ile verip, o ormanın içinde de aynı adı taşıyan bir tesis kurup aynı zamanda insanlara da yeni iş imkânı sağlanabilir diye hayal ettim bir an. Belki de bunu ülke çapında bir marka duyar onlar destek olur ve bizler de ‘’KÜRESEL ISINMAYA TOKAT ELAZIĞ’DAN’’ sloganıyla adımızı dünyaya duyururuz.

Sizce de güzel olmaz mı?

17.03.2015

Yorum Yaz

Doğrulama Kodu
Yorumlar

ÖNE ÇIKAN GALERİLER

ÖNE ÇIKAN VİDEOLAR

Elazığ Fm 23, Radyo Hazar ve Radyo Kulüp dinle!

EDİTÖR SEÇİMİ

SON DAKİKA

Haber Scripti: Medya İnternet | Hosting Yer Sağlayıcı: MiTelekom