BİR ''ÖZAL'' VARDI

BİR ''ÖZAL'' VARDI Güncel

Bir Özal vardı bir zamanlar. Halkın de  deyimiyle halktan, sivil,dindar ve demokrat.

Bir Özal vardı bir zamanlar. Çok renkli Anadolu coğrafyasının çok renkli insanı. Büyük bir girişimci, cesur bir reformcu. Ekonomide, zihniyette ve felsefede ihtilal yapan adam.

Bir Özal vardı bir zamanlar. İslam'ın değerleriyle evrensel değerleri ilk kez barıştıran. Türk insanına ''iman, özgürlük ve bilimin'' ışığında kendi kapasitesini keşfetme imkanı sağlayan.

Bir Özal vardı bir zamanlar. Focus dergisinin de ifade ettiği gibi  ''bir elinde Kur'an bir elinde bilgisayar '' olan.

Efendim hani derler ya: olağanüstü durumlarda olağanüstü insanlar ortaya çıkar diye. İşte bir Türkiye düşünün ki; 1980 öncesinde A kesiminden olan insanlarıyla B kesiminden olan  insanlarının birbirlerini boğazladığı, sokakları kan gölüne dönmüş bir ülke. Bir Türkiye düşünün ki cebinde döviz taşımak çok büyük bir suç. Ve buna rağmen 150 yıldır döviz darboğazı içinde bulunan bir ülke. Düşünün ki ülkeye gelen turistler Newyork ile görüşmek Atina'ya gidiyorlar. Düşünün ki 1975 yılında telefonu olan köy sayısı 3.427. Siyasi kavga öyle bir hal almış ki sanatçısı bile yurtdışına kaçmak zorunda kalmış. Bütün yurtta ümitsizlik ve karamsarlık hakim.

Ama dedik ya ''olağanüstü insanlar olağanüstü durumlarda ortaya çıkar'' diye. İşte bütün bu karamsarlık ve ümitsilik ortamında bir Turgut Özal çıkıyor ortaya, ilk olarak dört eğilimi bileştirmekle başlıyor işe. Daha dün kanlı bıçaklı olanlar onun sayesinde aynı çatı altında toplanıyorlar. Ve halkına sesleniyor Özal: Siyasi kavgadan veba mikrobundan kaçar gibi kaçalım. Özal, siyasetin bir anlamda Mevlana'sı oluyor. İşte bu yüzden 6 Kasım 1983 günü halk ''Özal'' diyor. O da halkını yanıltmamak için elinden geleni yapıyor. Öyleki daha ilk kabine toplantısında hükümet programı diye okuduğu metin, noktasından virgülüne seçim meydanlarında söylenen sözler.

İlerleyen yıllarda dünyada nelerin olabileceğini daha o yıllarda kestiriyor ve ülkesinin bunlardan geri kalmaması bir yana en önde gitmesi için reform üstüne reform yapıyor. Rekabetçi ve dışa açık serbest piyasa ekonomisini hakim kılıyor. Üç tane temel hürriyeti savunuyor: din ve vicdan hürriyeti, düşünceyi ifade etme hürriyeti ve teşebbüs hürriyeti. Ticarete büyük önem veriyor. Zaten bunun için kendisiyle seyahate çıkan iş adamlarına ihracat belgesi nasıl düzenlenir, nasıl ticari anlaşmalar yapılır, hepsini anlatıyor. Ona göre devlet ve hükümet, sadece vatandaşın önündeki kilidi açması gereken anahtar.

Derken Özal, serbest ticaret bölgeleri kuruyor. Sermaye yetersizliğini gidermek amacıyla, yabancı sermayenin ülkeye akışını sağlayacak mevzuat değişikliklerini yapıp döviz darboğazını ortadan kaldırıyor.

1983'ten itibaren turizm teşvikleri genişletilip, tesis ve yatak sayısı arttırılıp ülkeye daha modern bir turizm anlayışı getiriliyor. Sonra ne mi oluyor? Turizm gelirleri 1989'da 2.5, 1990'da 3.9 milyar dolara yükseliyor. Sahil bölgelerinde posta arabaları geziyor. Turistler artık Antalya'dan da ABD ile telefon görüşmesi yapabiliyor. Sahi telefon demişken, en ücra köylere dahi telefon gidiyor. 1975'in sadece 3.427 köyünde olan telefon 1989 yılında 37.664 köye ulaşıyor.

Halkın adamı Özal, televizyondan anlatıyor ülkede olup biteni. Biz yaptık, biz ettik demekten ziyade halkına soruyor ''kim uçurdu bu F16'ları?''. Ve ekliyor 'sizin sayenizde'' diye.

Kendisini eleştiren de olur elbet. Ancak o kendisini eleştiren bir yazı yazan Yavuz Donat'a  bir mektup yazıp, ''Yavuzcuğum''diye başlıyor. 1980'de 206 bin ton şeker ithal etmişiz, ama 1985'te 794 bin ton şeker ihraç etmişiz diyerek gayet olgun bir üslupla karşılık veriyor. Hatta öyle şeyler yazılıyor ki hakkında söylemediği sözleri dahi sanki o söylemiş gibi lanse ediyor gazeteler. Ancak o, gülüp geçiyor ve ''işimize bakalım'' diyor.

Sanatçı konusunda da bütün sanatçılarını sarayda koruyan Osmanlı'yı örnek alan Özal, karaciğerinin  değişmesi gereken Sadri Alışık için kendisine 3 milyar dolar verilmesini sağlıyor.  Siyasi görüşünden dolayı yurtdışında yaşamak zorunda kalan Cem Karaca'nınsa  ülkeye geri dönmesini sağlıyor. Bu duruma sanatçının siyasi fikrinden dolayı karşı çıkanlaraysa ''devlet  olarak nerede bir insanımız varsa görüşü ne olursa olsun sahip çıkmak bizim görevimiz'' diyor.

Bir ''Özal'' vardı bir zamanlar. 2000'li Türk asrı olacak diyen. Bir ''Özal''vardı bir zamanlar. Bizden adam olmaz anlayışını yıkan.

Ve yine geldi 17 Nisan. Sen bizi bırakalı tam 22 yıl oldu. Mekanın cennet olsun güzel insan.

Selçuk BAYSAL. 17.04.2015

Yorum Yaz

Doğrulama Kodu
Yorumlar

ÖNE ÇIKAN GALERİLER

ÖNE ÇIKAN VİDEOLAR

Elazığ Fm 23, Radyo Hazar ve Radyo Kulüp dinle!

EDİTÖR SEÇİMİ

SON DAKİKA

Haber Scripti: Medya İnternet | Hosting Yer Sağlayıcı: MiTelekom