Dershane Konusunun Şifreleri

Dershane Konusunun Şifreleri
Türkiye son bir haftadır dershaneler konusuyla yatıp kalkıyor diyecek olursak herhalde çok mübalağa etmiş olmayız. Bu işin bu denli gündemde kalmasının ana etkeni işin ucunun ciddi oranda cemaate dokunuyor olması. Cemaat elinde bulundurduğu yazılı ve görsel medyayı elinden geldiğince bu konuya kanalize etmiş durumda. Basın yayın organları çok geniş olunca haliyle bizde bu konuyla alakalı haberlere ve programlara gün içinde muhakkak denk geliyoruz. İktidar gelinen bu noktayı eğitim ve öğretimde dönüştürme olarak açıklasa da ben buna çok ihtimal vermiyorum. Konu çok basit bir dönüşümle açıklanamayacak kadar mantık dışı. Başbakan yüzeysel biçimde bu konuyu eğitimde adaletsizlik olarak açıklasa da bana çok inandırıcı gelmiyor. Şayet milli eğitimde zafiyetler olmamış olsaydı ve devlet okullarının seviyesi çok iyi bir noktada olmuş olsaydı Başbakan'a hak verebilirdim. Gelin görün ki devlet okullarındaki eğitim sistemi altyapısızlık ve çarpıklık içermektedir, hele de taşrada yaşayan öğrenciler için çok yetersiz durumdadır. Durum böyle iken henüz ciddi bir altyapı hazırlanmadan böylesi bir şeye tevessül etmenin zaman ve durum itibariyle yanlış olduğunu düşünüyorum.

Yazımın başında bunun iyi niyetli bir dönüştürme olduğuna inanmadığımı söylemiştim. Bunun sebeplerini açıklayacak olursam olayın tamamen siyasi olduğunu söyleyerek başlayabilirim. Dershane sorunu Cemaatle, Ak Parti arasındaki güç savaşından öte bir şey değildir. Diğer dershaneler bu çekişmeye kurban gidiyor. Yani '' Kurunun yanında yaşta yanıyor ''. Olayları biraz geriden alacak olursak aslında gelinen noktanın sürpriz bir gelişme olmadığını çok net görebiliriz. Komplo teorisi gibi gelebilir ama bu olayın hikayesi Numan Kurtulmuş'un Ak Parti’ye geçişiyle başlıyor. Başbakan Cemaat kanalıyla Numan Kurtulmuş' a parti kurdurulacağı istihbaratını bizzat Numan Kurtulmuş'un kendi ağzından öğrendi. Başbakan Kurtulmuş'u partisine transfer ederek Cemaate çalım atmış ve bu konuyla alakalı notunu almış oldu.  Bu çabayı ciddi oranda boşa çıkarmış oldu. Numan Kurtulmuş yeni parti için çok ideal ve önemli bir isimdi ama Başbakan'ın kıvrak zekası ve siyaseti çok iyi bilmesi bu çabayı boşa çıkardı. Cemaat her ne kadar da bizim parti kurma gibi bir düşüncemiz yok dese de bana inandırıcı gelmiyor. Çünkü Gülen hareketi dolaylı olarak Türk siyasetinin içinde hep var oldu. Elde etmiş oldukları güç ve konum itibariyle de bundan sonraki süreç içinde hep var olacak. Ak Parti ile zaman zaman çelişkili durumlar yaşamaları onları yeni bir  arayışa itti. Hangi noktalarda çelişkiler yaşandı diye soracak olursanız başlı başına MİT başkanı Hakan Fidan olayı bile buna yeterli cevaptır. Oslo görüşmelerinin deşifre edilmesi ve Hizmet hareketinin Hakan Fidan ismine sıcak bakmaması bu savaşın fitilini ateşlemeye yetti. Zira Başbakanlık'ta bulunan ses dinleme böcekleri de dikkatten kaçmamalı. Çünkü MİT Daire Başkanlığını Cemaat kendi elinde tutmak istiyordu lakin Başbakan buna müsaade etmedi. Çünkü Cemaat devlet içinde devletleşiyor ve gücüne güç katıyordu. Başbakan artık cemaati kendisine tehlike görmeye başladı. İlerleyen zaman içerisinde bu gücün kendisi ve partisi aleyhine dönebileceğinin ziyadesiyle farkında. Nasıl bir tehlike diyecek olursanız Gezi olaylarındaki Ak Parti ve Cemaat arasındaki 11 maddelik manifestoya bakabilirsiniz. O maddeler içerisinde benim en çok dikkatimi çeken olay Gezi olaylarının büyümesi için Cemaate yakınlığı olan emniyet personellerinin olayları kışkırttığı ve sabote ettiği söyleniyordu. Yani anlayacağınız Cemaatin gezi olaylarında parmağı olduğu açık ve aleni bir şekilde ilan ediliyordu.  Ak Parti'nin Gezi olaylarının tarafı olduğunu iddia ettiği hizmet hareketiyle daha fazla aynı yollarda yürüyüp aynı yağmurda ıslanabileceğini düşünmek çok iyimser bir bakış açısı olur. Başbakan'ın böylesi durumlarda ne denli ketum olduğunu bilmeyen yoktur. İşin özü tehlike çanlarının çalması ve Cemaat'in azımsanamayacak bir güce sahip olmasının İktidar üzerinde yarattığı endişe ve korkudur. 

Hükümet neden bu güç savaşına dershaneler taşını öne sürerek başladı diyecek olursanız, Başbakan bir taşla birkaç kuşu birden vurmak istiyor gibime geliyor. Dershanelerin maddi getirisi azımsanamayacak kadar yüksek bu vesileyle cemaatin finans kaynağı çökertiliyor. Yine dershaneler üzerinden devletin içine uzanan eğitimli kadroları, uzantıları kesiliyor. Çünkü Cemaat içinden çok vasıflı, eğitimli öğrenciler yetişip devletin en önemli kilit noktalarında görev alıp harekete hizmet verebiliyor. Önemli hususlardan biride Cemaate bağlı öğrenci evlerinde, okuma yuvalarındaki hükümet aleyhinde oluşacak ideolojik yapılanmaların önüne geçilmek isteniyor. Sayısal olarak bakıldığında bu evlere olan ilginin hacminin ne denli geniş olduğunu görebilirsiniz, ve buraya ilgi gösteren insanların Cemaat kültürü ve ideolojisiyle yetiştiğine şahitlik edebilirsiniz. Başbakan'da sanırım bu teşkilatlanmaları pek istemiyor. Bu gelişmeleri üst üste koyduğumuzda dershaneler hamlesi kaçınılmaz oluyor.

Başka bir yönüyle olaya bakıldığında seçimlere ramak kala böylesi bir çıkışın amatörce olduğunu düşünebilirsiniz. Başbakan gibi siyaset üstadı seçimlere girerken nasıl olurda cemaat gibi güçlü bir yol arkadaşıyla ayrılık gayrılık içine düştü diyebilirsiniz. Bence Başbakan Cemaatin gücünü görmek istiyor. Bu ayrılığın seçimlere ne denli yansıyacağını, Gülen hareketinin tesir alanını ölçmek istiyor. Şayet seçimler Başbakan'ın istediği şekilde neticelenirse Cemaate diz çöktürmüş olacak ve gerçek güç sahibinin kendisi olduğu mesajını vermiş olacak. Bu denli büyük risk alıyor ama Başbakan bu başarısına hep riskli seçimler yaparak geldi. Onu farklı yapanda hep sorunların üzerine cesaretle gidişi oldu. Gülen hareketi de Sarıgül kozunu öne sürüp İstanbul seçimlerinde sürpriz hazırlığına gidebilir. Çünkü İstanbul önemli bir kale ve bu kalenin düşmesi Başbakan'ı çok yaralayabilir. Gülen hareketi bütün gücünü İstanbul seçimine kanalize ederse hiç şaşırmayın.
 
Sonuç olarak şunu ifade edebilirim; Dershaneler şu dönem itibariyle faydalı müesseselerdir. Milli eğitimin çarpıklıkları düzeltilmedikçe dershanelere olan ihtiyaç hep var olacaktır. Dershaneler gibi eğitim öğretim yuvaları siyasi bir savaşa kurban verilmemelidir. Sorunlar ve hesaplaşmalar farklı şekilde olmalıdır. Kaş yapayım derken göz çıkarılmamalıdır. 

Cemaate bağlı yayın organlarının bu denli bu olaya kanalize olup sürekli gündemde tutmaları kendilerine yarar değil zarar getirecektir. İktidarın bu hamleden geri döneceği varsa da güçler savaşını kaybetti, Hizmet hareketine karşı diz çöktü algısı oluşabileceği için bu vazgeçişten de uzak duracaklardır. Bazen aşırı saldırı savaş kaybettirir.
Yorum Yaz

Doğrulama Kodu
Yorumlar

ÖNE ÇIKAN GALERİLER

ÖNE ÇIKAN VİDEOLAR

Elazığ Fm 23, Radyo Hazar ve Radyo Kulüp dinle!

EDİTÖR SEÇİMİ

SON DAKİKA

Haber Scripti: Medya İnternet | Hosting Yer Sağlayıcı: MiTelekom